Düşüngörü

Düşünce · Edebiyat · Eleştiri

morg çalışanıyım ve eve hep soğuk giriyorum
Öykü2 dakika okuma45 görüntülenme

morg çalışanıyım ve eve hep soğuk giriyorum

bunca ölüye bu kadar yakından bakarken, benim hâlâ nefes alıyor olmam kimin hatası?

B
Berra Taşcı

morgda çalışıyorum.

bunu ilk söylediğimde insanlar yüzlerini buruşturuyor, sanki ölüm bulaşıcıymış gibi. oysa ben en çok yaşayanların pisliğini taşıyorum üzerimde. ölüler tertipli. ölüler sessiz. ölüler en azından artık rol yapmıyor. bundan eminim.

her sabah paslı bir kapıyı açıyorum. kapı açılınca hava değişmiyor; hava burada hep aynı. metal, çamaşır suyu, eski kan, yarım kalmış hayat. nefes alıyorum ama içime dolan şey oksijen değil. burada solunum bir alışkanlık, yaşamak değil.

ilk dokunduğum şey bir el oluyor genelde. kimisinin tırnakları ojeli. kimisinin parmak aralarında hâlâ hayat varmış gibi kir. bazen bir yüzle göz göze geliyorum. gözler kapalı ama sanki benden bir şey istiyorlar. benden değil aslında, hayattan istiyorlar. ben sadece son görevliyim.

bazen otopsiden önce cesetleri yıkıyorum.

bu cümle bu kadar sade olmamalı. çünkü ben insanları yıkıyorum.

birinin saçına su değdiğinde çocukluğunu düşünüyorum. bir annenin saçını yıkarken, birinin onu küçükken nasıl taradığını hayal ediyorum. bazen ağzından su kaçıyor, bazen göz kapakları aralanıyor. her seferinde irkiliyorum. alışmak dediğin şey böyle bir şey işte: kalbin istemese bile elin devam ediyor.

en çok gençler ağır geliyor.

yaşlılar tamamlamış gibi duruyor, ama gençler… gençler yarım. genç birinin göğsünü açtığımda, sanki hayat bana bağırıyor: ben buradaydım. o an bir anlığına işi bırakıp dışarı çıkmak istiyorum. sigara içmek, kaldırıma oturmak, herhangi birinin sesini duymak istiyorum. ama çıkamıyorum. çünkü birinin daha yıkanması gerekiyor. çünkü mesai bitmiyor. çünkü ölüm mesaiden sayılmıyor.

ellerim hep soğuk.

sıcaktan değil, dokunduğum şeylerden. bazen evde su içiyorum ve ağzıma metal tadı geliyor. bazen yemek yerken bir an duruyorum, çünkü karşımdaki tabağın bir göğüs kafesine benzediğini fark ediyorum. kimseye anlatamıyorum bunu. “alışırsın” diyorlar. alışmak dedikleri şey insanlığın yavaş yavaş soyulması.

burada ağlamak ayıp. burada duygulanmak zayıflık. o yüzden yüzüm hep aynı. düz. boş. ama geceleri yatağa yattığımda hepsi geliyor. birinin kolundaki dövme, birinin cebinden çıkan küçük not, birinin parmağındaki yüzük. en çok da kimsesizler yakıyor içimi. morgda bir süre kaldıktan sonra “sahipsiz” etiketi yapıştırılanlar. sanki insan değilmişler gibi.

bazen kendime bakıyorum aynada.

yaşıyorum ama sanki beni de yıkamışlar. duygularım dezenfektan kokuyor. birine sarılsam, elimle onu üşütecekmişim gibi geliyor. çünkü ben insanlara en son dokunan kişiyim. benden sonra toprağa teslim ediliyorlar. ben kapanış sahnesiyim.

burada ölümün korkutucu olmadığını öğrendim.

asıl korkunç olan, yaşarken kimsenin görmediği insanlar. morgda hepsi eşit. zengin-fakir fark etmiyor. herkes susuyor. herkes aynı soğukta.

ve bazen kendime şu soruyu soruyorum, içim oyula oyula:

bunca ölüye bu kadar yakından bakarken, benim hâlâ nefes alıyor olmam kimin hatası?

Paylaş:

Yorumlar

Yükleniyor...

Yorum yapmak için giriş yap veya hesap oluştur.